Güzel Günler Göremeyeceğiz


Bir araya gelince gülmekten gözlerimizin yaşardığı, güzel muhabbetimiz olduğu bir ortamımız var. Genelde Fatih’te müdavimi olduğumuz kafede oturur, geç saate kadar konuşuruz. Hepimizin hayata dair dertleri vardır. Birimiz borç batağındayız, birimiz ailevi sorunlarla boğuşur durur, birimiz evlenememekten mustarip ağlar, dertler derya olmuş. Biz tüm bu dertleri masada unuturuz. Öyle muhabbet ederiz ki kulak misafiri olanlar bize tiksinerek bakar, “Ulan ne güzel hayatınız var.” der. Oysa masada iki kişi kalsak sesimizi kısar, dertleşiriz.
İşte yine böyle akşamlardan biriydi. Sekiz, dokuz kişi oturmuş ne bulduysak konuşuyoruz. Sanattan, siyasetten ne konu açılırsa gelişine vuruyoruz. Saat ilerleyince yorgun olduğum için müsaade isteyip kalktım. Dışarı çıkıp saatler sonra temiz hava alınca başıma ağrılar girdi. Üstüne bir de otobüsü kaçırınca iyice keyfim kaçtı. Otobüs gelince kaşlarım çatık, yorgun bir hâlde bindim. Şoförün arkasındaki koltukta esmer bir çocuk oturuyordu. Yanına oturup uyuklamaya başladım. Çocuk şıkır şıkır bozuk para sesi çıkardığı için istemsizce birkaç kez baktım. Cebinden çıkardığı paraları sayıp diğer cebine koyuyordu. Onu izlediğimi fark edince biraz ürktü. Gecenin körüne kadar çalışmış gariban iyice ürkmesin diye “İş parası mı onlar?” diye sordum. Gizli bir sır verircesine kıstığı sesiyle cevap verdi “Evet.” Boyundan büyük poşette sarılı olan şeye bakarak ne iş yaptığını sordum. “Tartıyorum.” diyerek cevap verdi.
Böyle çocuklara alıştık artık. Tartıcı, peçeteci çok çocuk var. Ama bu çocuk niyeyse bir farklı geldi bana. Sohbet etmek için birkaç soru daha sordum. Muhammed’in üç abisi varmış, babasıyla beraber sebze hâlinde çalışıyormuş, annesi ev hanımıymış, Bitlislilermiş. Böyle gecelere kadar insanları tartıp, sabah okula gidiyormuş. Dayanamadım, sustum. Muhammed durmadı. Yaşımı, evli olup olmadığımı sordu. Hiçbirini tutturamadı. Ne kadar tartarsa tartsın henüz tanıyamamış insanları. Ben de biraz açıldım. Okulunu sordum, altıncı sınıfa gidiyormuş, dersleri iyiymiş. Tek tek derslerini ve notlarını söyledi. Puanları epey iyiydi. Sonra polis olmak istediğini söyledi. Derslerine iyi çalışırsa polis de, asker de olabileceğini söyledim. Muhammed dönüp dedi ki: “Asker olmak istemiyorum abi. Askerler hep ölüyor.”
İneceği durağa yakın cebinden yirmi lira çıkarıp tartısını sardığı çarşafın arasına sıkıştırdı. Gördüğümü fark edince kazandığı bütün parayı eve verdiğini, yirmi lirayı kendine ayırdığı söyledi. Merak ettim. Parayı ne yapacağını sordum. “İzin günümde harcarım, izin günüm yok ama olsun, bir gün olur.” dedi. Derin bir nefes aldım. “Biriktirdiğin paranla bisiklet alır gezersin izin gününde.” diyerek Muhammed’i umutlandırmak istedim. Emin bir şekilde “Benim izin günüm olduğunda ben büyümüş olurum” cevabını verince eli arttırdım: “O zaman başka bir şehri gezmeye gidersin.” İşe yaradı. Muhammed umutlandı, gülerek, “Belki bisikletimle başka şehri gezmeye giderim.” dedi ve özenle sarıldığı poşetini alıp indi otobüsten.
İki kez daha karşılaştık Muhammed’le… Bir keresinde ben otobüse bindiğimde uyuyordu. Uyanır muhabbet ederiz diye yanında durdum. Bir ara gözlerini açıp ineceği durağı kaçırmaktan korktuğu için etrafa bakındı. “Uyu sen, ben gelince seni uyandıracağım.” dedim. Durağı gelince üzülerek uyandırdım. Toplanıp yine poşetine sarıldı, indi.
İkincisinde, ilk tanıştığımız koltukta oturuyorduk ikimizde. Tanışalı iki yıl geçmiş. Büyümüş, ben biraz zor tanıdım. O beni hiç tanımadı. İsmini, babasının ne iş yaptığını, abilerini söylediğimde şaşkın şaşkın yüzüme bakıp “Abi sen bunları nereden biliyorsun?” dedi. Sonra hatırladı beni. Sohbet etmeye başladık. İşten güçten bahsettik. Babası iş değiştirmiş. Fotoğraf çekildik. “Facebook’ta paylaşacaksın mısın abi?” diye sordu. Ben “Paylaşayım mı?” deyince heyecanlandı. Hızlıca konuşarak “Paylaşma abi. Görmesin kimse.” dedi. Sebebini öğrendim. Okuldaki arkadaşları tartıcı diyerek dalga geçiyorlarmış. “Abi ben çalışıyorum, harçlığımı kazanıyorum. İnsanlar salak, dalga geçiyorlar benimle.” dedi. Sövmeye başladım. Çocuğun gelişimi olumsuz etkilenecekmiş falan düşünmeden sövmeye devam ettim. Gelişim mi kalmış çocukta? Gelişmiş işte. Taş gibi delikanlı olmuş. On üç yaşında ekmeğini, iki dirhem gelmeyecek adamları tartarak kazanıyor.
Şimdi siz! Sosyal medya annesi olan kadınlar… Parayla babalık yapan erkekler… Başarılı olmak için soytarı olan metropol fareleri… Muhammed’in gözlerine bakın ve “Her şey güzel olacak. Güzel günler göreceğiz.” deyin olur mu?

Yorumlar